28 Ağustos 2009 Cuma

For Whom The Bell Tolls?


Yine yeni yeniden bir Musta Denizli klasiği...

UEFA Arupa Ligi



Uzun zaman oldu bu blog da yazi yazmayali. Son zamanlarda ne zaman bir blog okusam hep bu aksam bi seyler yazacagim, bu aksam kesin diyordum. Kismet bugüneymis.
Avrupa 'da Türk takimlarinin olusturdugu iki farkli performanstan sonra bugün itibariyle gruplara kalan iki takimimiz Galatasaray ve Fenerbahce'ye basarilar diliyorum. Olusan gruplar su sekilde ;


A grubu

Ajax
Anderlecht
Dinamo Zagreb
Timişoara

B grubu

Valencia
Lille
Slavia Prag
Genoa

C grubu

Hamburg
Celtic
Hapoel Tel Aviv
Rapid Wien

D grubu

Sporting
Heerenveen
Hertha Berlin
Ventspils

E grubu

Roma
Basel
Fulham
CSKA Sofia

F grubu

Panathinaikos
Galatasaray
Dinamo
Sturm Graz

G grubu

Villarreal
Lazio
Levski
Salzburg

H grubu

Steaua
Fenerbahçe
Twente
Sheriff

I grubu

Benfica
Everton
AEK
BATE
J grubu
Shakhtar
Club Brugge
Partizan
Toulouse
K grubu
PSV
Kopenhag
Sparta Prag
Cluj

L grubu

Bremen
Austri Wien
Athletic
Nacional

Ilk bakista Fenerbahce'nin rakipleri daha bi zayif gözükse de iki temsilcimizde gruplarini ilk sirada tamamlayabilecek gücteler. Galatasaray'i zorlayacak Pana'ya ve Twente süprizine de dikkat etmek gerekir diyorum sahsen. Diger gruplara gelirsek bu seneki "Ölüm Grubu" icin E ve G gruplari arasinda gidip gelmekteyim. Rakipleri arasindan mutlak favori cikan takimlar ise Shaktar ve Ajax olacak gibi.

Yeni bir lig, yeni avrupa sayfasi ve yeni hedefler... Umarim bu sene avrupada seyir zevki yüksek maclar izleyebiliriz. Uzun zaman sonra bahar hatta yaz aylarinda Türkleri avrupada görebilmemiz bu sene icten bile degil. Haydi hayirli Ramazanlar :)

22 Kasım 2008 Cumartesi

Brezilya vs. Çakma Brezilya


Geçtiğimiz hafta içi oynanan hazırlık maçları arasında sivrilen iki müsabaka vardı; İskoçya- Arjantin ve Brezilya - Portekiz.
Maradona'nın (nihayet) teknik direktörlük koltuğunu aday olması bile medya için paha biçilemez bi haberdi. Tabii ki Arjantinde söz konusu Tanrı'nın Eli ise akan sular durur. Sonunda istediğini almasını her zamanki gibi bildi ve milli takımın başına geçti Diego. Daha ilk maç bile oynanmadan basında çıkaz söz düelloları Maradona'nın ismi ile özdeşleşmişti nerdeyse. Takımının başında çıktığı ilk maçta da pek bi değişiklik yoktu. Maçtan çok, maç öncesi ve sonrası demeçler konuşuldu. Umarız bu macera da kısa sürmez. Ne de olsa Maradona, ölüsü bile iş yapar be abi... :)
Diğer maça gelirsek. Bir tarafta dünyanın futbol fabrikası (en az 5 farklı milli takım çıkarabilecek) Brezilya, diğer tarafta daha şimdiden kendini Şöhretler Listesinin ilk üç(!) sırasına yazdırmış olan C.Ronaldo ve saz arkadaşları. Futbol bir takım oyunudur. kendini ne kadar büyük görürsen gör, yanındaki 10 adam olmadan sahada bir hiçsin. Bunu da Brezilya Portekiz'e çok acı bir şekilde hatırlatmış oldu. Adamlar şiir gibi top oynuyorlar, sanki topla dans ediorlar. Belli ki hepsi ayrı bir zevk alıyor topla oynamaktan. Tabi durum böyle olunca skor kaçınılmaz: 6-2.
Ne desem boş. Artık C. Ronaldo klonlamanın yasallaşmasını bekleyecek. Kendi gibi 10 tane daha sipariş eder herhalde. Bir de o şekilde dener Brezilya'yı yenmeyi. Gerçi bize bir tanesi yetiyor da artıyor...

17 Kasım 2008 Pazartesi

İşkembeden Basın Anlayışı



Armanın , sevdiği renklerin peşinden koşan insanlara hala holigan,hırsız,katil ve törerist gibi lanse eden basın ve onlara inan Özgür'ü vuran zihniyetler oldugu sürece giden sadece bir can olmayacak.Armanın ve Renklerin peşinden koşan herkesin Başı Sağolsun..

9 Kasım 2008 Pazar

Dersimiz: Teknik Direktörlük


"Hiçbir zaman futbolcularımı basın önünde bireysel anlamda yorumlarla değerlendirmek istemiyorum. Bunlar antrenörlerin kendi sırları olarak kalmalıdır."

El Clasico!


Her zamanki gibi "daha çok isteyen" kazandı...

7 Kasım 2008 Cuma

Avrupa Aşkına

Hafta içi avrupa arenasında mücadele eden iki takımımızda kendilerinden beklenmeyecek birer performans sergilediler.
Fenerbahçe birçokları için (kendi taraftarları dahil) yine bir hüsran senesi olarak gördükleri CL mücadelesinde Londra'dan beklenmedik bir beraberlikle döndüler. Gruplardaki UEFA şansları, Porto Kiev'de kaybetseydi daha da artmış oldurdu. Maça hızlı başlayan ve ilk yarının sonuna kadar bu hızını kesmeyen Arsenal, son vuruşlardaki eksiklikleri yüzünden Adebayor'u fena halde aradı. Volkan'ın da hakkını yememek lazım. Gününde olduğunda neler yapabileceğini gösterdi. Bu seneki dillere destan orta sahada Semih pek de sırıtmadı. Defansta Edu ve Lugano ellerinden geleni yaptılar.
Alex'siz Fenerbahçe ne yapabilirse o yapıldı aslında. Zorlu rakip karşısında kontrollü savunmaya yönelik bir duruş vardı. İkinci yarıda iyiden iyiye yorulan Arsenal karşısında Sarı Kanaryalar dengeyi sağladı. Bir iki cılız gol pozisyonu denemesi sonucunda belki de bir süpriz de onlar yapabilirdi. Sonuç olarak haftasonu oynanacak çok önemli iki maça Gunners moralsiz, Fenerbahçe bol moralli girecek.
Galatasaray ise tarihinde ilk defa bir Portekiz ekibine karşı sahaya çıkacaktı. Çoğumuz beraberliğin yeterli bir skor olduğunu düşünüyorduk. Fakat Skibbe bizimle aynı fikirde değildi. Bunu da Kewel'ın yokluğunda Baros'u onun mevkiğinde oynatarak gösterdi.
Maça hızlı başlayan tesilcimiz kısa sürede maçta dengeyi kurdu ve ilk yarıyı karşılıklı orta saha mücadelesi olarak götürdü. 37. dakikada David Suazo'nun volesinde De Sanctis'in muhteşem kurtarışı maçın kırılma noktasıydı. Bu andan itibaren kendine güveni gelen Galatasaraylı oyuncular daha sakin oynamaya başladılar.
Sezon başından beri Galatasaray'ın sıkıntısı belliydi. Rakip takımlardaki kilidi açmak. Ondan sonrası çok kolaylaşıyordu. Nitekim ikinci yarının başında gelen gol de Cim Bom'u iyice rahatlattı. Sonrasında özlenen, unutulmaya yüz tutmuş, efsane Avrupa Fatihi gibi bir futbol sergilediler. Yerinde kısa paslar, rakibe pres, sakin futbolla Portekizliler'i deyim yerinde ise sahadan sildiler.
Takım olarak çok iyi olan Galatasaray'da tek birinin maçın adamı olarak gösterilmesi diğerlerine haksızlık olur.Ama sorumu tekrar sormadan edemeyeceğim; "Nerdeyse tüm sezon oynamayan bir adam şans verildiğinde bu kadar mı hazır olur? Emra Aşık' ı gösterdiği profesyonellikten dolayı alkışlıyorum.
Umarım iki güzide takımımızın aldığı bu sonuçlardan ziyade ortaya koydukları güzel futbol, haftasonu oynanacak derbiye de yansır. Gerçi derbilerde futbol beklemek ne kadar doğruysa...