28 Ekim 2008 Salı

İngitere'nin Kaplanları


Daha geçen sene İngiltere birinci liginde oynayan Hull City, önlenemez yükşelişi sonunda bu hafta İngiltere Premier Ligi'nde ilk üçe adını yazdırdı. Kadrosunda ingiliz futbolcular ağırlıkta. Ayrıca Geovanni gibi top tekniği yüksek ve kaliteli bir brezilyalıya sahipler. Bu derece mütevazi bir bütçe ile yakaldıkları bu başarı aklımıza direk Sivasspor'u getiriyor. Umarım bu başarılarını sezon son haftasına kadar taşırlar.


Diğer tarafta ise Totthenam var. Kulüp tarihinin en kötü başlangıcını yapan takımın taraftarları isyanda. Sezon başında flaş transferler yapıldı. Takımın başına ise Sevilla'nın sihirbazı Ramos getirildi. Fakat futbol Tanrıları gücünü bir kez daha gösterdi ve maya tutmadı. Sonuç; 8 maç ve 2 puan.Bu sonuçların ardından beklenen operasyon gerçekleşti ve Ramos'un kellesi gitti. Geçen hafta takımın başına getirilen yeni hoca Harry Redknapp ile çıkılan ilk maçta özlenen galibiyet geldi. Teknik direktör değişikliği sonrası alınan ilk galibiyetler artık kimseyi şaşırtmıyor. Olur da bu değişiklik de fayda etmez ise bakalım daha kimler kapı önüne koyulacak...

Milli Olmak

Her futbolcunun rüyasıdır milli takımda oynamak. Bir kere bile olsa o forma ile ülkesini temsil etmenin gururunu yaşamak. ilk kez bu formayı giydikleri an birçokları içinde kariyerinin en üst seviyeleridir. Peki bu tutku ve gurur dolu tecrübenin nasıl olurda önüne geçilebilir?

Yakın zamanda Almanya Milli takımında gelişen olaylar bunun bir örneği. Bildiğiniz gibi Kevin Kurayni Rusya maçında adı ilk 11'de okunmadığı için, devre arasında kimseye sormadan stattan çekip gitmişti. Torsten Frings de geçenlerde milli takımdan affını istemişti. Gerekçe olarak da "Kendine sürekli ilk 11'de yer bulamadığını" göstermişti. Evet bunlar tecrübesi ve yetenekleri tartışılmaz oyuncular. Fakat bu oyuncuların böyle bir nedenden dolayı milli formayı taşımak istememesi için geçerli bir sebep mi?
Ardından Almanya Milli Takımı Teknik Direktörü Jochaim Löw'ün açıklamasında "Biz kimseyi ne para ne de silah zoruyla milli takımda oynamaya zorluyoruz" cevabı geldi. Buraya kadar olan bölüm bizim de daha önce kendi milli takımımızda daha önce defalarca yaşadıklarımızla paralel.

Fakat bunun üzerine ilginç bir açıklama da Almanların süperstarı Ballack'tan geldi. Bu konuda Frings'den yanı tavır alan oyuncu, ülke için önemli olan bu tip oyuncuların bir kalemde bu kadar kolay silinmesini doğru bulmadığını söyledi. Tabii bu arka arkaya gelen sert açıklamalar ülke medyasında geniş yankı uyandırdı ve uzunca bir süre gündemi meşgul etti. Neticede araya Almanya'nın efsane futbolcuları girdi ve iş tatlıya bağlandı. Frings açıklamalrının asla öncelik sahibi olmak adına olmadığını söyledi ve milli takımı bırakmaktan vazgeçti.
Şimdi burada bizim asıl dikkat etmemiz gereken konu "milli takımın başarısı" olmalı elbette. Oyuncular arada arıza çıkarabiliyorlar. Örnekleri çok. Diğer taraftan bu işi tamamen profosyonel olarak yapan milli takım hocaları. Ellerinde ülkenin en geniş kadrosunu bulunduruyorlar! Herbiri kendi sistemleri doğrultusunda birer kadro yapısı oluşturyorlar.Buna rağmen bazen başarılı olamıyorlar. Topu hemen oyunculara atıp bazılarından istedikleri verimi alamadıklarını savunuyorlar. Böyle durumlarda ise kadrodakilerden değilde olmayan yıldızlar akla geliyor.

Bizim ülkemizde de son zamanlarda bu tip çekişmelere sahit olduk. Ersun Yanal/Hakan Şükür polemiği ve en son Fatih Terim/Yıldıray Baştürk duellosu. "Fatih Terim oldukça ben bu kadroya giremem ve girmeyeceğim" dedi Yıldıray. Bence burada teknik direktörlerin yapması gereken tamamen profesyonel olmak. Yeniden yapılanmaya girme arayışlarına son vermek. Eğer yıldızın varsa oynatacaksın. Ondan maksimum verimi alacaksın. Oyun şablonun buna uymasa bile uyduracaksın. Zaten asıl teknik direktörlük vasfı burada ortaya çıkıyor. "Ben buyum, benim oyun şeklim bu" anlayışı çoktan sona erdi futbol dünyasında. Tabii ki de birileri kadronun dışında kalacak ama önemli olan senin kurduğun kadronun verimliliği. Çünkü milli takım farklı bir yerdir. Oyuncu burada profesyonelliğinin yanı sıra "milli gurur" ile ekstra motive olur.Bu da teknik direktörün her zaman yararına olmuştur.Gerek oyuncu gerekse teknik direktör kişisel saplantılarını bir kenara bırakmalı. Milli sorumluluk bunu gerektirir. Her iki tarafta bunun bilincine varmalı. Kişisel saplantıların önüne geçilmeli. Ne zaman bu gerçekleşirse, işte o zaman Türkiye Milli Takımı'nın yakaladığı başarıların sadece tesadüf veya şanstan ibaret olmadığını tüm dünya görecek ve hakettiğimiz saygıyı kazanacağız.

25 Ekim 2008 Cumartesi

Taş Devri

Bir sokak düşünün, içinde kaçak elektrik kullanan birisinin yaşadığı... Ve bir devlet zihniyeti düşünün, bu kişi yüzünden tüm sokağın elektriğinin kesildiği...

24 Ekim 2008 Cuma

Fatih'in Dönüşü


Yazının başlığına bakıp da -dur daha ilk maç- dediğinizi duyar gibiyim. Evet bende katılıyorum bu düşüncenize. Özellikle bu sene Avrupa macerasında yaşanan ilk hüsrandan sonra. Fakat bu sezona türlü sakatlıklarla boğuşarak başlandı.Bunun üstüne milli yorgunlar da eklenince ilk maçlardaki tutuk görüntü kaçınılmaz oldu.Ancak Trabzon maçından sonra dün akşamda gördük ki takımda taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı.
Olympiakos son 11 senedeki 9 lig kupası ile hangi takımla oynasa bir tedirginlik yaratırdı. Fakat dün gece öyle olmadı. Oyuna hızlı başlayan konuk ekibin gardı çabuk düştü. Beklediğimiz tek forvet Kovacevic ve uzun toplarla defans arkasına sarkmak yerine hücumcu orta sahalar ile ileride etkili olmayı düşündü Valvarde. Fakat milli ön liberolarımız Ayhan ve Meira'nın üstün performansları Olympiakos'un tüm oyun anlayışını bozdu. Böyle olunca da ileri dörtlümüz Lincoln-Arda-Kewel ve Baros un ekmeğine yağ sürülmüş oldu. Geniş alanlarda çok pozisyon buldular. Stoperlerde Servet bildiğiniz gibi, tek başına takım. Ama burada Emre Aşık'a özellikle değinmek istiyorum "Bir adam o kadar zaman oynamayıp bir maça nasıl bu kadar hazır çıkabilir?"

Belli ki Skibbe takımdaki uyumu sağlamış. Sabri'nin maçtan sonraki açıklamasında da bu açıkça görüldü.Eksik olan oyuncuların da takviyesiyle takımdaki formda oyuncu sayısı çoğalacak. Bu da rekabeti ve dolayısıyla üst düzey futbolu beraberinde getirecek. Açılış maçları her zaman çok önemlidir. Alınan galibiyet takıma ekstra güven ve motivasyon sağlar.Bunu da dün akşam fazlasıyla gördük.İnşallah Galatasaray'ı eldeki gerçekten çok kaliteli kadrosuyla hakettiği yerde biran önce görürüz.

23 Ekim 2008 Perşembe

Damalı Bayrak



Sonunda tahmin edilen oldu ve tüm dünya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı finansal kriz spor sektörünü de vurdu. Burda en çok etkilenen spor dalı kuşkusuz Formula1 olacak. Neden mi? Tabii ki de en yüksek maaliyetli sponsorluk anlaşmaları burada da ondan. Zaten Schumacher efsanesinden sonra eski havasından uzak olduğu aşikardı. Alonso ile ancak 2 sene idare edilebildi. Geleceğin pilotu denilen Raikonen'in vatandaşı Hakinen'e en benzeyen tarafı ikisininde Fin asıllı olması.Son umut İngiliz Hamilton da pek farklı değil. Geçen sene kaybettiği şampiyonluk ile neredeyse Guiness'e giriyordu.
İkinci Büyük Buhran'dan bahseden ekonomistlere destekleyici bir açıklama da FIA başkanı Max Mosley'den geldi. Geçen hafta yaptığı açıklamada, takımları, radikal maliyet kısıtlamasına gitmeleri konusunda kesin bir dille uyarmış, araçlarda tek tip motorun kullanılmasını önermişti.
Küçük takımların geleceği hakkında endişe duyan FIA Başkanı, ''Ekonomik krizin öncesinde bile takımların giderleri, gelirlerinden fazla idi. Kaldı ki takımlar, Formula 1 Yönetimi'nden aldıkları paranın yanı sıra, sponsorlarından da destek görüyorlardı'' diye konuşmuştu.

Şimdi asıl soru "F1 tarihinin belkide en zor virajından herhangi bir kaza ya da teknik arızaya uğramadan çıkıp çıkamayacağı?" Sıkı bir F1 takipçisi olarak umuyorumki önümüzdeki 2-3 sezon boyunca uygulanacak değişiklikler yarışlara eski havasını kazandırır ve bu sporun küllerinden tekrar doğmasını sağlar. Biz de eskiden olduğu gibi pazar günleri ekran başındaki yerlerimiz alır ve dünyanın en hızlı pilotlarını nefeslerimizi tutarak seyretmeye devam ederiz.

Cristiano Ronaldo'nun garajı



Cristiano Ronaldo'nun garajı şu şekilde oluşuyor; iki adet Porsche Cayennes, bir adet BMW M6, Porsche 911, Ferrari F430 ve Bentley Continental GTC.


Ne diyelim Allah arttırsın....

Milli Gururumuz Hedo


Dünyanın en çok ilgi gören organizasyonlarından olan NBA'de 2000 yılından beri kendini sürekli geliştirdi. Performansını ve bununla beraber değerini de arttırarak kariyerinin en verimli zamanlarını yaşayan Hidayet'in bu sezona da hızlı bir başlangıç yaptığını duymak bizi de en az kendisi kadar sevindirdi. Gittiği her kulüpte takımına her zaman -özellikle defansif yönden- katkı sağlayan milli temsilcimiz bu sezon Memphis Grizzlers'a karşısında da bizi şaşırtmadı. Takım arkadaşı Rashard Lewis'le birlikte hem takımının hem de maçın en skorer ismi oldu. Bu onun önümüzdeki sezona ne kadar iyi bir şekilde hazırlandığının da bir göstergesi.



Ayrıca milli takımla çıktığı avrupa kupası grup elemeleri maçlarında da takımın ağabeyi pozisyonundaydı. İhtiyaç duyulduğunda takımını sırtlaması ve sorumluluktan kaçmaması bizim açımızdan çok önemliydi. Kendi kariyerinin yanı sıra ulusal arenada da ev sahipliği yapacağımız önümüzdeki dünya kupasında da takımımızda en güvendiğimiz oyuncuların başında gelen Hido'nun bizi mahçup etmeyeceğine gönülden inanıyoruz. Başarılar...

22 Ekim 2008 Çarşamba

Champions League Matchday 3


Bu sezon da daha ne olduğunu anlamadan 3. hafta maçlarınıda geride bıraktık. Gruplarda olşan son puan durumlarına göre kimin üst tura çıkacağı, kimlerin yoluna UEFA Kupası'nda devam edeceği yavaş yavaş belli olmaya başlıyor.
İlk üç grupta Chelsea, Inter ve Barcelona pek zorlanacak gibi gözükmüyor. D grubunda ise aynı puanı paylaşan iki takım arasındaki maçın son dakikalarında Madrid temsilcisinden gelen golle beraberlik geldi. Belli ki son maçlar bile buradaki dengeleri değiştirebilir.
E grubunda Man U ve Villareal el ele, F Grubunda ise Arsenal güle oynaya gruplardan çıkar. Son grupta ise Juventus'un son ana kadar liderlik yarışında bende varım dercesine oynadığı maçta Real Madrid'e kafa tutması futbol adına sevindirici.

Del Piero'nun Real Madrid'e Attığı Gol



Çok ayıp!

Galatasaray vs. Olympiakos


Evet beklenen gün geldi çattı. Galatasaray'ın UEFA kupası grup maçlarındaki ilk mücadelesi yarın kendi evindeki Olympiakos maçı ile başlıyor.
Bugün öğleden sonra Skibbe'nin yaptığı basın toplantısında verdiği demeç ilginçti. İki takımında güçlü hucüm oyuncuları olduğunu ve özellikle Olympiakos'daki Diogo ve Galetti'nin çok kaliteli hucümcular. Ayrıca Kovacevic gibi kendini kanıtlamış bir forveti olduğunun altını çizdi. Fakat bunların yanında asıl maçın kilidini defans oyuncularının sergileyeceği performansın belirleyeceğini söyledi. Adam haklı, sezon başından beri parmak ısırtan bir hucüm hattı olmasına karşın tabir yerindeyse eleğe dönmüş bir savunması var. Stoper olarak alınan Meira'nın milli takımdan sonra Galatasaray'da da ön liberoda sırıtmadığını gören hoca orta sahadaki bu kadar sakatlığın içinde ondan daha iyisini bulamayacağını farkettı sanırım.
Buna ek olarak Skibbe, son lig maçında oyuna sonradan girmesine rağmen aldığı sayısız darbeden sonra sakatlanan Aydın'ın yokluğunun hissedileceğini söylemesi Galatasaray'ın hocasının gençlere verdiği değerinde gözler önüne seriyor.
Ülke medyasında hala Galatasaray hocasına avrupa maçı öncesi Fenerbahçe'nin hezimetinin onları nasıl etkileyeceğini soran basın mensuplarının var. Maalesef bu da habercilik anlayışımızın ne durumda olduğunun açık bir göstergesi.

Aragones'in Basın Açıklaması


Çevreye Verdiğimiz Rahatsızlıktan Dolayı Özür Dileriz!

Grand Openning

Merhabalar,
Evet ülkemizde hızla yaygınlaşan blog oluşumunun sıkı birer takipçisiyiz. Sonunda bu işin bir ucundan da bizim tutup tutamayacağımı tecrübe etmek adına ben ve arkadaşlarım bu blog u açmayı denedik .
Blog umuzda sadece ve sadece dünyanın dört bir yanındaki sportif gelişmeleri -futbol başta olmak üzere :) -sizinle paylaşmak istiyoruz.
Umarım yazılarımız taraflı tarafsız tüm futbolseverlerce takdir edilir.
PS:Ayrıca bu girişimimizde bize ilham kaynağı olan Aceto ya buradan selamlar. Çarpıcı yazılarının devamı dileğiyle...